Adil Öksüz tiyatrosunu patlatıyorum! Öksüz ama adil olmayan son Süfyani tiyatro!

Adil Öksüz tiyatrosunu patlatıyorum! Öksüz ama adil olmayan son Süfyani tiyatro!

1432
0
PAYLAŞ

Öksüz  ama adil olmayan son Süfyani tiyatro!

Eğer Hulusi Akar, 16 Nisan’dan sonra konuşacaksa hiç konuşmasın daha iyi. Sahtekarlıkla Evet çıkınca Erdoğan’ın ilk keseceği Akar olacaktır. Kıvırtma şampiyonlarının kibir yarışını izliyoruz.

Almanya’da AKP’li yönetici yurt dışına gönderilmeden mühürlü oy pusulasıyla fotoğraf çektirdi. Türkiye’de sandıkta zorlayarak yüzde 60 hilesi yapacakları kesin bilgi.

Peki, Adil Öksüz kumpasını patlatmaya var mısınız? Güya başına 4 milyon ödül kondu ve aranıyormuş. Yalan, yalan, yalan. Onca insanı yakaladılar da siyasi darbe odağı Öksüz’ü yanlışlıkla bırakmışız yalanına inanmamızı bekliyorlar. Tekerlekli sandalyedeki yaşlı annesine kadar hapse koydular. Yalanlarla iktidar olunmaz.

Ên başından beri ellerinde Öksüz. Konuşsaydı ve istediklerini alabilselerdi çoktan duyurur ve haklı olduklarını ispatlardı. Erdoğan tiyatrosunun son sahnesine geldik. Sufiye engel yoktur, akibetini öğrendim Öksüz’ün. Erdoğan, bir masumu daha şehit etti. Adil Öksüz, ağır işkence altında yazdıkları itirafnameyi imzalamadığı için öldürüldü. İnfaz edildi. Adil Öksüz, MİT ajanı değildi. Devlet belgelerinde sahtekarlık yapıp adamı zorla MİT ajanı yapma ve kafa karıştırmalar şeytanların işidir. Adil Öksüz, ağır işkencelere rağmen yazdıkları kumpas itirafnameyi imzalamaktansa ölmeyi tercih etti, Hizmet’e ihanet etmedi. Şehit oldu.

Adil Öksüz, 14 temmuz 2016’da Sakarya İlahiyatta işine giderken gözaltına alındı. 16 temmuz’da bırakıp Akıncılar’a yakın tarlaya konuldu. Adil Öksüz’ü 15 temmuz’dan önce tutuklayanda, 16 temmuzda salıp eline telefonunu verende MİT idi. Kimi arayacak, merak etmiş kumpascılar. Almanya olduğu iddiasını yaydılar. Hatta bazı kardeşlere mesaj çekip Hocaefendi ile görüşmek istiyor diye izin istemiş ÖKK çakalları. Denemedikleri numara kalmadı. En yakın arkadaşları bile nerede olduğunu bilmiyor. MİT, kullanmak için bekletti. Ancak istediğini alamayınca ölüsünden yararlanacak.

Oysa öldürene kadar işkence yapıyorlar. Yazdıkları yalan itirafnameyi imzalamaktansa, kardeşlerimiz şehit olmayı tercih ediyor. Durum budur. Bazı kardeşlerimizden 9 aydır haber alınamıyor. Ne gözaltında, ne hapishanede yoklar. Neredeler? Hala illegal yerlerde imza atın diyorlar. Tüm illegal işkence yerlerinin adreslerini vereyim mi? Samsun’dakini filan. Kanada büyükelçisini kovdunuz hapishane kapısından? Niye mi? Hayatından endişe duyduklarım, Havuz medyasında Adil Öksüz’le yalandan irtibatlı gösterilen masum insanlar. Kazan’da işkenceler sürüyor. Masum katlederek yalan ve iftirasını kabul ettirmeye çalışan Süfyan Erdoğan ve ÖKK şeytanaları var. İşkence altında daha kaç can alacak Süfyan? Bu kadar günah yüklenen cahiller nasılsa cehennemi hakn ediyorlar diye susalım mı? Ahiretlerini yakıyorlar. ÖKKcı nifak hikayecileri işte böyle zorbadır. Dayatmayı severler. Yalan ve iftira olduğunu bile bile dayatırlar. Şeytan ile anlaşmalılar.

Adil Öksüz’e 9 aydır işkence yapan Gladyocular sonuç alamayınca, evinde bacasında kaldı diye başka masumlara gözaltında işkence yaptılar. Adil Öksüz, MİT değil, 15 Temmuz’da hiç yok diyen bir Tümgeneral. Halen görevde. İsmini versem hemen tutuklayacaklar. Sürprizimiz olsun! Erdoğan’ın kafasındaki son Öksüz tiyatro, Adil olmasa da şu olabilir: ÖKKcıların yazdıkları itirafnameyi zorbalıkla imzalayan mutlaka vardır. Olmazsa bu işkencenin doğasına aykırıdır. Mutlaka bazı kardeşlerimiz dayanamamış ve yalan tiyatro malzemesi itirafnameye imza atmış olabilir. Adil Öksüz öldü, bunu yedirelim ha! Ancak işkence altında alınan ifadeler hükümsüzdür ve gerçek yargıda değeri yoktur. Bir villada kalıyordu, operasyonda direndi ve öldürdük de diyebilirler. Sanki ülkenin istihbaratı ellerinde değil. Uçak kaçan takip ediliyor. Yahu, ta Kanada’da telefonumu dinliyor bu ÖKK ekipleri. Kullanmadıkları yüksek teknoloji yok.

Hulusi Akar’ın 3 adet, A, B, C planı çarşaf terfi listeleri, sıkıyönetim komutanları vardı. Gece 3:00’de gerçek darbeci Balyozcu kazandı. Bu kumpası bozabilecek tek adam Hulusi Akar. 15 temmuz gece 11.00’den 16 temmuz gece yarısı 3.00’de kadar Erdoğan’la pazarlık yaptılar!

Hulusi Akar, Yurtta Sulh Konsey’inde görev verdiği AKP’li Mehmet Dişli ve yargılanan Akın Öztürk’ü satmış gözüküyor. Cemaatla alakasızlar. Damat Hakan üzerinden film çevrilmiş.

Darbeci Yurtta Sulh Konseyi’ni kuran ve başkanı Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar zaten. TSK içinde havagazı almak için muhalifleri fişletti ve daha sonra arenada aslanlar önünde yedirdi onları.  Fuat Avni, Hulusi Akar’a bağlı çalışıyor, cemaatın adamı değil demiştim değil mi? Bu nedenle 15 temmuz’u haber vermedi. Zira Akar, ne dediyse hep onu yaptı yazdıklarında. Aslında sorun galiba, Hizmet camiasının ve Gülen Hocaefendi’nin TSK’nın darbe yapmaması için direnmesi. Erdoğan, yapın diye zorlamıştı!

Hocaefendi’yi kandırmak için 15 temmuz’da kadar sayısı çok yanlış bilgileri Erdoğan değişik yollarla yollattı.Nurettin Veren, Latif Erdoğan ve Kemalettin Özdemir son kozlarını da böyle oynadılar. Öksüz tuzağa düşürülmüş anlayacağınız. Darbe yapmıyoruz kardeş! Büyük Süfyan Erdoğan’ı küçümsemenin cezasını herkes çekiyor. Adil Öksüz’ü yemleyip ABD’ye yollatan Kemalettin Özdemir ekibinden biriydi. Bu yalan yanlış bilgilere Hocaefendi’nin tavrını biliyorum. Kendi özel kaynaklarından bilgiyle match yapar ve uymazsa çöpe atar. Darbelerden en büyük eziyeti çekmiş birinin bir darbeye onay verdiği cemaat takipçileri bilse hepsi cemaatı bırakır. Bu derececnet yani. Herkes biliyor ki, cemaat 15 temmuz’un ardında hiç yok.

Allah, Salih peygambere cansız taşın içinden bir deve verdi ve kesmeyin dedi. Pınar başında su dağıttı bol bol. Suyu ve deveyi kestiniz! Tiyatro’nun sonunu 24 Aralık 2013’de yazdım. Mülaane yapıldığını bilmiyordum. Hz. Hızır ile bir yolculuktu. Süfyan Erdoğan diz çökmüştü. Salih Zat, Hz. Musa’nın asasını Süfyan Erdoğan’a doğru uzattığında Goril boyun eğdi. Maymunların alkışları kesildi. Yine de tutukladılar. Allah’a and olsun ki, tüm yalanlar ve iftiralarınızı ortaya çıkartacağım. Gücünüz yetiyorsa durdurun. Hodri meydan! Salih Zat uzun yaşar, gömer sizi. Ey Firavun! Ey Süfyan! Size demedim mi 14 Nisan 2013’de gökten bir asa düştü, Salih Zat’ın elinde, Hz. Musa’nın asasıydı. Kazanamazsınız bu savaşı. Allah dostları ile savaşan kimse kazanamamıştır, zira Allah, mutlaka Allah dostlarının yanındadır, Firavunları sevecek hali yok.

Bir nevi İbrahim ve Meryem surelerini de yaşıyoruz. Ayetler gözümün önünden şerit gibi geçiyor. Allah’a hamdler, sena ve şükürler olsun.  Hz. İbrahim’in bir kuşu parçalayıp, değişik dağlara koymasına benziyor bizim işler. Şahitler cihanın dört bir ucunda. Allah,  Kün deyince olacak bir anda ve Allah yoktan var etmeye kadir olduğunu bir kez daha gösterecektir. Delil, belge ve şahitleri var yazdıklarımın. Hukuk döndüğü zaman, adil bir mahkemede sunulacak. Süfyan’ın mahkemesinde adalet mi kaldı? Hz. Musa, Firavun’ın sihirbazlarına, ‘atın bakalım sihirlerinizi’ dedi. At bakalım Adil Öksüz tiyatronuzu. O Asa, ejderha olur ve yutar!

Özetle, 15 temmuz’da bir koalisyon var ve bir tek Cemaat darbede yok. Ancak koalisyondaki şeytanlar, Hizmet camiasına zulümler yapıyor. Allah, bize Bakara, Kehf, Tövbe ve Yusuf surelerini yaşattı, Neml ve İnşirah surelerini yaşatmayı nasip eylesin. Kur’an iyiler iledir. Allah, Hocamız Gülen Hocaefendi’ye Hz. Süleyman’a verdiği ilimleri, yetenekleri ve güçleri versin. Yoksa bu ifritlerle mücadele imkansız. Şeytanların, ruhlara oturmuş ifrit ve cinlerin insan görüntüsünde sattıkları: Kin, nefret, haset, kıskançlık, öfke, ayrımcılık, yobazlık. Yalan, dolan ve iftiralarla daha ne olmaları beklenirdi? Şeytana ruhlarını satmış bu güruhların hali ibretlik. Hz. Süleyman devrindeki Süleyman Süleyman olmadan önceki nifak saldırısı yaşanıyor. AKP’liler bu denli yalan ve iftiralara, zulümlere göz yumarak ruhlarını kararttı, cinler şeytanlar açık kapılardan girip ruhlara oturdu.

Yukarıda bu kadar eşek, fil, domuz, goril, timsah tepişirken, hepsi Cemaatı günah keçisi yaptı ve Anadolu’nun masum evlatları eziliyor.  Erdoğanla Ergenekon, Balyoz, Perinçek ve Saldıray ekiplerinin ÖKK ve Havuzla yürüttüğü algı operasyonunda, Erdoğan Gorili maymuna döndü.

15 Temmuzu tertipleyip düzenleyenler Devrimci Muhafızlar Ordusu inşa etmeye çalışıyorlar İran ve Suriye devrim muhafızları gibi. Yanlışı, fırıldaklığı kim yaparsa yapsın karşı çıkmak düzgün insan olmanın da iyi Müslüman olmanın da şartı. “Harpteyiz” kafası, çürütür! Erdoğan yine kıvırtıyor ve 15 temmuz’da bu sefer de üç uçağım bekliyor demiş.. Yarın çıkar ne uçağı Eminem ile tavla oynuyorduk der.. Adamın ağzına yalan yuva kurmuş.. Susmuşta şimdi konuşuyormuş. Sustum derken? Her gün 30 kanalda nerdeyse 24 saat ekranda gördüğümüz dublörü mü acaba? 15 temmuzda evdeydim demiş yarın yine oteldeydim der bir sonra ki gün meyhanedeydim der… Fazla takılmayın, Süfyan yine oynuyor..

Cemaati bu işe bulaştırmak isteyen ‘siviller’ kimlerdi?

TR724.com yazarı Adem Yavuz Arslan Türkiye tarihindeki özel harp operasyonlarını yazdı ve ’15 Temmuz’a cemaati bulaştırmaya çalışan siviller kim olabilir?’ sorusuna cevap aradı

24 Mart 2014.
Türkiye, YouTube’a yüklenen bir ses kaydı ile sarsıldı.
‘Seçim Güdümü’ isimli bir hesaptan yüklenen ve ‘ortam dinlemesi’ olduğu anlaşılan kayıtta dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in yaptığı toplantı vardı.
Bu denli ‘çok gizli’ bir toplantının böyle sızması ayrı bir skandaldı fakat içerik o kadar büyük skandaldı ki ‘sızma’ doğal olarak ikinci plana düştü.
Kayıtlarda Davutoğlu’nun, dönemin başbakanı Erdoğan’ın Suriye’ye operasyon istediğini anlattığı görülüyor.
MİT Müsteşarı Fidan ise ‘gerekirse Suriye’ye dört adam göndererek Türkiye’ye sekiz füze attırıp gerekçe üretebileceklerini’ söylüyor.
MİT Müsteşarı Fidan ‘Türkiye-Suriye sınırının kontrol edilmediğini, her yerde bombalar patlayacağını’ söylerken Yaşar Güler ‘Hakan Bey’in desteklenmesi yoluyla muhaliflere silah ve mühimmat gönderilmesi gerektiğini’ anlatıyor.
Aynı konuşmanın devamında Güler ‘Katarlıların peşin parayla mühimmat aradığını, ilgili bakanların talimat vermesi halinde MKE’ye silah ürettirebileceklerini’ söylüyor.
Fidan ise devamında ‘Suriye’ye 2 bine yakın TIR malzeme gönderildiğini‘ anlatıyor.
Suriye’ye girmek için ‘gerekçe’ aranırken Fidan ‘gerekirse Süleyman Şah’a da bir saldırı düzenleyebileceklerini’ veya ‘önden saldırtabileceklerini’ söylüyor.  (Bu ses kaydı da faili meçhule gitti, hala kaydı kimin sızdırdığı tespit edilemedi. Kayıt bir ‘zihniyet analizi’ için muhteşem veriler içeriyor. Meraklıları internetten bulup tekrar okuyabilir…)
‘HALKI GALEYANA GETİRMEK İÇİN CAMİ BOMBALATTIK’
23 Eylül 2010 tarihinde Habertürk’e bir röportaj veren emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu hem Türkiye hem de Kıbrıs’ta büyük tartışma doğuracak şu cümleleri kullanmıştı;
“Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela.”
Habertürk (o yıllarda gazetecilik yapıyor olsa gerek) muhabiri “Cami mi yaktınız?” diye sorunca Yirmibeşoğlu “Mesela yani…” deyip konuyu değiştiriyor.
2016 yılı Ocak ayında ölen Yirmibeşoğlu’nun ‘özel harp’e dair tek itirafı bu değildi.
1991 yılında verdiği bir röportajda “6- 7 Eylül de bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?” ifadelerini kullanmıştı.
Adı ‘derin devlet’ ve ‘Gladyo’ ile anılan Yirmibeşoğlu Turgut Özal’a suikast girişimiyle de irtibatlı olabileceği gerekçesiyle, 1991 yılında da emekli edilmişti.
 
‘HÂKİMLERİ KORKUTMAK İÇİN BOMBA ATTIRIYORDUM’
Emekli Korgeneral Altay Tokat, Aktüel dergisinin 27 Temmuz 2006 tarihli sayısında Semin Gümüşel’in sorularını yanıtlarken Güneydoğu’da yaşananlara dair ilginç detaylar paylaşmıştı.
Emekli Korgeneral Tokat, Güneydoğu’da görev yaparken bölgeye yeni gelen hâkim ve memurlar ‘işlerini ciddiye alıp, hizaya girsinler’ diye etrafa bomba attırdığını itiraf etti.
Tokat “Mesaj vermek istemiştim” dedi.
‘HİZBULLAH VE PKK’DAN ÇIKAN SİLAHLAR JANDARMANIN’
15 Kasım 2000.
Polis, Hizbullah’ın çok güçlü olduğu Cizre’de, Yasef Mahallesi Nehir Sokak’ta iki katlı bir eve baskın düzenledi. Ev sıradan görünüyordu. Ev sahibi A.G. isimli bir manavdı. Polisler evi didik didik ettiler ancak herhangi bir suç unsuruna rastlayamadılar.
Yine de, İstanbul İstihbarat Şube ‘evin cephanelik’ olduğunda ısrarlıydı. Sonra zemin katta bulunan karpuz sergisinin altındaki beton kırıldı. İstihbarat doğruydu, ‘özel harp nizamnamesine göre depolanmış’ 99 adet uzun namlulu silah çıktı.
Şırnak polisi günlerce ‘bir sivilin yapamayacağı şekilde depolanmış’ bu silahları temizledikten sonra kriminal laboratuara gönderdi. Gelen sonuç şok edici türdendi. Zira Hizbullah’tan yakalanan bu silahlar kayıtlara ‘PKK eylemleri’ diye geçen bazı ‘karanlık’ olaylarda kullanılmıştı.
Dahası bazı silahların envanter kaydı Ergenekon döneminden tanıdığımız Levent Ersöz’ün başında olduğu Şırnak Jandarma’sıydı. Benzer bir sonuç bir yıl sonra İdil’de yapılan bir operasyonda da çıkacaktı. PKK’lı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan kişilerde ‘jandarmaya ait’ silahlar bulunmuştu.
‘DKHP/C DEN YAKALANAN ZANLI ZİRVE CİNAYETİ’NDE AZMETTİRİCİ BÜYÜK ABİ’
5 Aralık 1995.
Malatya’da faal olan bir DHKP/C hücresi bir av bayiini soyarken suçüstü yakalandı. Yakalanan iki DHKP/C militanından birisi Bülent Varol Aral’dı. Sorguda ise ilginç bir gelişme yaşandı. MİT Malatya Bölge Müdürlüğü’nden emniyete gelen görevli ‘bizim adamımız’ diyerek Aral’ı sorgudan kurtardı.
Emniyet, olayı F4 raporu ile tutanak altına alırken uzun yıllar Aral’dan haber alınmadı. Ta ki 2007’de ki Malatya Zirve Cinayeti’ne kadar. Aral, Zirve Yayınevi’nde misyonerleri öldüren 3 zanlıyı azmettirme iddiasıyla tutuklandı. O yıllarda ‘radikal İslamcı’ bir portre arz ediyordu. (Bu olaya dair detayları ve söz konusu raporun orijinalini Ergenekon’un Zirvesi kitabımda yayınlamıştım. Aradan bu kadar zaman geçti hala o kitaptan tutuklama kararı çıkarmadılar. Hayret!)
‘DİNK’İ TEHDİT EDEN MİTÇİ ERGENEKON’DA DA AKTİF’
Hrant Dink’i İstanbul Valiliğinde tehdit eden MİT’çi Özel Yılmaz’dı.
Hakkında işlem yapılmadığı gibi terfi ederek İzmir’e tayin edilmişti. Aynı ismin Bedrettin Dalan’a gözaltına alınacağını söyleyip kaçmasına da yardım ettiği ortaya çıktı. (Bu cinayete dair en kapsamlı ve somut verileri içeren kitabın yazarı olarak bana tutuklama kararı veren mahkeme Özel Yılmaz’a takipsizlik verdi.)
‘TÜRKİYE TARİHİ ÖZEL HARP TARİHİ SAYILIR’
Türkiye tarihi biraz da ‘derin devlet’in tarihidir.
Her önemli olayda, dönüm noktasında ‘özellikle kendi halkına karşı psikolojik harp yapmakta uzman’ olan Psikolojik Harp Dairesi’nin izini görmek mümkün.
Hatta mafyatik hesaplaşmalardan tutun da ‘KCK’ya kadar birçok olayda istihbaratın izleri var.
Mesela Danıştay saldırısında çalışmayan kameraların ardından MİT’çi O.Ç.’nin çıkması, Aleaddin Çakıcı’dan çıkan pasaportun MİT’çi F.M.’ye ait olması, Akın Birdal Suikastını üstlenen Türk İntikam Tugayı ile MİT’çiler Kaşif Kozanoğlu ve Yavuz Ataç’ın irtibatlı olması, Suriye muhalefetinin sembol isimlerinden Albay Mustafa Harmuş’un kaçırılarak Esad’a teslim edilmesi (burada kurşuna dizilmesi) olayında MİT’çi Ö.S.’nin çıkması (Ö.S. bu suçtan 20 yıl hapis cezası alırken bölge başkanı M.A.A. ‘beklendiği gibi’ beraat etti) ve Sauna Çetesi’nden Yargıtay-MİT skandalına kadar her olayda ‘istihbaratın’ izi var.
KCK-MİT ilişkisine dair ise yazı dizisi yapmak lazım.
Elinde bomba ile yakalanan bir KCK’lının emniyet sorgusundan MİT tarafından nasıl çıkarıldığını bizzat sorguyu yapan emniyet müdüründen dinlemiştim.
Bu hatırlatmaları yapmamın nedeni şu:
15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden neredeyse 9 ay geçti. Bu sürede darbeye dair temel sorular bile cevaplandırılamadığı gibi yeni sorular da eklendi.
Bu aşamada ‘darbeyi kimin organize ettiği, kimlerin katıldığı’ hala muamma. Yaklaşık 250 kişinin hayatını kaybettiği darbe girişimi için ‘Allah’ın bize bir lütfü’ diyen Erdoğan ve AKP’nin 15 Temmuz’a dair sorulara cevap arama niyeti yok.
Zira her şey gerçekten de ‘Allah’ın lüftü’ oldu ve Erdoğan başta Cemaat olmak üzere ‘canını sıkan’ herkesi, her şeyi silip süpürüyor.
DARBENİN AKTÖRLERİ MEÇHUL AMA MAĞDURLAR BELLİ
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıkladığı son rakamlara göre 113 bin 260 kişi Cemaate yönelik operasyonlarda gözaltına alındı. Yaklaşık 50 bin kişi tutuklu. Tutuklulardan 11 bine yakını polis, 8 bine yakını asker ve 168’i general. 3 bine yakın hakim ve savcının yanında 27 bine yakın sivil cezaevinde.
Darbeyi Cemaat’e mal etmek hem Erdoğan, hem de Cemaat nefreti yüzünden gözleri-basiretleri bağlanmış kesimler için en konforlusu.
Şu aşamada bu dengeyi bozacak bir güç de gözükmüyor.
ABD ve Alman istihbarat teşkilatlarına, İngiltere Dışişleri Bakanlığı raporuna ve NATO’dan sızan görüşlere göre 15 Temmuz’un arkasında Gülen’in olduğuna dair bir kanıt yok.
İngilizlere göre ‘bireysel katılımlar’ var.
KİM BU ‘BİREYSEL KATILANLAR?’ YA DA ‘DEVLET’ CEMAAT’E NE KADAR SIZDI?
Tabiri caizse ‘zurnanın zırt dediği yer’ de bu ‘bireysel katılımlar’.
Çünkü Gülen Cemaati’nin darbeye kalkışmasının akılla mantıkla izah edilebilir bir tarafı yok. Dünyanın 170 ülkesinde olan bir hareketin -başarılı olsa bile – bir darbeye bulaşması sonunu getirir.
Cemaatin bunu hesaplayamayacak kadar basireti bağlanmış olamaz.
Kaldı ki, bütün hayatı kovuşturmalar, baskılar ve takiplerle geçen Gülen’in en zor dönemlerinde bile ‘sivil iktidarı’ desteklediği bilinen bir durum.
Dahası 17/25 Aralık yolsuzluk skandalı ile başlayan süreçte Erdoğan, arkasına devletin tüm gücünü de alarak, Cemaate savaş açtı.
Bunca zulme rağmen Cemaat’den sertlik yanlısı bir tutum gelmedi.
Erdoğan’ın binlerce kişiyi ordudan tasfiye etmek için hazırlık yaptığını sağır sultan bile duymuşken asker 15 Temmuz’da ‘garip bir şekilde’ harekete geçti.
Daha baştan itibaren ‘başarısız olmaya göre planlanmış’ bir hamle yapıldı ve Erdoğan’da bu pası çok iyi değerlendirdi.
BU GENERALLER, SUBAYLAR VE POLİSLER CEMAATÇİ İSE DARBEYE NEDEN DİRENDİLER?
Şimdi soru şu: Erdoğan’ın ‘Cemaatçi’ diye tasfiye ettiği rakamlar doğru ise…
Her iki generalden birisi (bu arada Gülen’in ve Cemaat’in tarihini bilenler, varsa bile ‘Cemaatçi generallerin’ şu zamana kadar en fazla tuğgeneral seviyesine çıkabileceğini bilirler) subayların ve polisin büyük bir kısmı ‘Cemaatçiyse’ bu isimler darbeye neden katılmadı?
Üstelik bizzat MİT’e giderek darbeyi ihbar eden Binbaşı H.A. ‘Cemaatçi’ diye tutuklu. ‘Cemaatçi’ diye tutuklanan binlerce subay ve polis darbeye katılmamış hatta birçoğu direnmiş.
Peki, Akıncı Üssü’nde olan ve ‘Cemaati bu işe bulaştırmak için’ özel çaba sarf eden ‘siviller’ kimlerdi?
Gerçekte kim adına hareket ediyorlardı?
Okuduğum iddianameler, ifadeler ve haberlerden anladığım şu: Erdoğan, orduda yükselen tepki dalgasını fark etmiş ki bu da normal. Darbe ihtimalini bilen yandaş yazar ve yayın yönetmenleri bile vardı.
MİT ve TSK içindeki bazı gruplarla kontrollü bir darbe planladılar.
Bunun için ‘karşıya 3 adam gönderip bu tarafa 5 roket atılması’ gerekiyordu ki Akıncı Üssü’ndeki sivillere dair en mantıklı açıklama da bu.
Belki bugün, yarın olmaz ama ileride bir gün “15 Temmuz muhteşem bir özel harp operasyonuydu” itirafını bir röportajdan okuruz.
Adem Yavuz Arslan / TR724.com