CEBRİ HİCRET VE MUHACİRLERİN PROBLEMLERİ ÜZERİNE -I-

CEBRİ HİCRET VE MUHACİRLERİN PROBLEMLERİ ÜZERİNE -I-

442
0
PAYLAŞ

Türkiye zor bir dönemden geçiyor. Ülkenin, fakir ve mütedeyyin Anadolu insanlarının kanla, terle güçlükle yetiştirip okuttukları ve ülke hizmetine sundukları nitelikli, kaliteli insanlar büyük bir kıyıma maruz. Yüzbinlerce öğretmen, hekim, hakim, polis, akademisyen, hemşire, esaf vs hapiste. Hapiste olmayıp Türkiye’de kalanlar ise sefillerdeki Kaçak’ın yaşadığı hayata benzer bir yaşam sürüyorlar. Heryereden kovulup itilip kakılıyor, tahkir ediliyorlar. Bin yılda bir yaşanabilecek türden çok ağır bir zulüm süreci yaşanıyor. En acısı ise içinde hepimizin akrabalarının da bulunduğu bazı dindar insanların, grupların, cemaatlerin bu zulmü yok saymaları, görmezden gelmeleri. Türkiye’deki insanların durumu çok ağır ve tahammülü zor; ancak o ayrı bir bahsin konusu. Bu yazıda bir şekilde yurt dışına çıkabilimiş insanların sıkıntıları, problemleri üzerinde duracak ve kendimizce bazı çözüm önerileri sunmaya çalışacağız.

15 Temmuz’a kadar da bir zulüm, eziyet, dışmala vardı ama 15 Temmuz tiyatrosu sonrası bu sistematik bir hal aldı ve topyekun uygulanmaya başlandı. İnsanlar malını, mülkünü, bazıları eşini-evlatlarını Türkiye’de bırakıp ülkesini terketmek zorunda kaldı. Kimisi Zalime yakalanmamak, zulmün kıskacına girmemek için bir “suçlu”, “terörist” gibi denizden, Meriçten, sınırlardan çıkmak zorunda kaldı. Günlerce yol yürüyenler, nehirlerde boğulanlar oldu. Türkiyedeki boğucu-bunaltıcı zulüm ve şeytanlaştırma ortamından kurtulan önce rahat bir nefes aldı. Canını kurtardığına sevindi. Ama bu defa yeni sıkıntılarla mücadele başlayacaktı. Zira yurt dışında yaşamak, tutunmak, legal hale gelmek, iş kurmak hatta bir ev kiralamak, banka hesabı açmak bazen ayrı bir zulüm olabiliyordu. Pasaport süresi bitenler vardı, bir yarısı Türkiye’de kalanlar ve onları düşünmekten psikolojik tedavi görenler, yeni ülkeye adapte olamayanlar vardı. Zorluk derecesi değişse de bu dönemde herkes ağır bir imtihana muhatap.

Hicret Mekke fethine kadar imanın bir parçası gibi sayılmış. Hazreti Peygamberin talimatıyla kalanlar veya çıkamayanlar hariç hicret etmeyenlerin inancı ve imanı sorgulanmış. Mekkeden Medineye hicretle bugün yaşanan “Zoraki Hicret” arasında çok benzerlik var. Önceki hicretlerle bu süreçte yaşanan hicret karşılaştırıldığında son hicretlerin Efendimizin ve sahabelerin yaşadığı hicrete daha benzer olduğu söylenebilir. Bu benim gibi önceki hicret çağrılarına uymakta zorluk yaşayıp kaderin sevkiyle zoraki hicrete muhatap olan birinin subjaktif mülahazası da olabilir elbette.

İLK HİCRETLE BENZERLİKLER:

  • İlk muhacirler, başta Hz. Peygamber ve sadık yol arkadaşı Hz. Ebu bekir olmak üzere hemen hepsi dönemin zalimlerinden kaçmak, eziyete maruz kalmamak, bunaltıcı baskı ve zulüm ortamından kurtulmak, canlarını kurtarabilmek ve kendilerini gittikleri yerlerde daha iyi ifade edebilmek için göç etmişlerdi. Son süreçte hicret edenler de tamamen aynı sebeplerle ülkelerini bir “vebalı” gibi terketmek zorunda bırakıldılar.
  • Başta Efendimiz olmak üzere ilk muhacirler de zalimlerin verebileceği zarardan endişe ettikleri için gizlice, saklanarak ve iz kaybettirerek, mağaralarda (Sevr mağarasında Hz. Ebu Bekirler saklanması) günlerce saklanarak beldelerini terketmişlerdi. Bugün de pek çok insanımız türlü yolları deneyerek ülkesini terketmek zorunda kaldı.
  • İlk muhacirlerin arkasından da bugünkü gibi onları öldürsün, teslim alsın, rahatsız etsin diye ajanlar gönderdiler. Bunları yapacak adamlar görevlendirdi, arkalarından saldılar. O gün de muhacirleri kovsun, eziyet etsin, kurumlarını kapatsın diye krallara-meliklere rüşvetler teklif ettiler. Caferi Tayyar’ın Habeş muhacirlerini Necaşiye savunduğu gibi bugünün Caferi Tayyarlarına, muhacirlerin haklarını müdafaa edecek ehli kelam ve ehli kaleme ihtiyaç var.
  • İlk muhacirlerin de mallarına çöktüler, yağmaladırlar. Hz. Ebu Bekir, Hz Osman, Abdurrahman Bin Avf gibi Mekkenin çok zengin insanları Medine’ye sadece canını götürebildiler. Ama onlar Medine’de pazarın yerini sordu ve bir ipi sermaye edip yeniden, sıfırdan hayata başladılar.
  • O gün de Mekkeliler muhacirlere karşı diğer kabilelere, aşiretlere, işbirliği içinde olduğu liderlere gidip Medineye karşı ittifaklar aradılar. Muhacirleri Medine’de bitirmek, “köklerini kazımak” için defalarca harp ilan etti, Medineye defalarca saldırdılar.
  • O gün onlar da Mekke’nin hakimleri için “düzen bozucuydu”, “hainlerdi”, “Mekke için zararlılardı” toptan hepsini suçluyor, soyut ithamlarda bulunuyorlardı. Ama bugünkü gibi hiçbirine somut bir suç atamıyor, delil ortaya koyamıyorlardı. Bugünkü cebri muhacirler için de aynı şeyler geçerli. Kime cadı avına maruz kalan bir yakınını sorsanız “bizim oğlan, bizim kız yapmaz ama.. “ diye soyut ve genel suçlama dışında bir şey ortaya koyamıyorlar.
  • O zaman da aileler böylesine bölünmüş ve birbirine girmişti. En yakınlar birbirini ispiyonluyor, “hain” ilan ediyordu. Kendi çocuğunu reddedenler, ihbar edip teslim edenler çıkıyordu.
  • İlk muhacirleri de fişlediler, “yakalanacak ve bulunduğu yerde öldürülecekler” listesi hazırladılar, bunları yaydılar. Peşlerine katiller taktılar onlara paralar döktüler.
  • Mekkeliler de bugünküler gibi hicret etmek isteyen pek çok müminin orayı terketmesine müsaade etmediler Ebu Cendel gibi hicret etmek isteyen gençleri zincirlere vurup tuttular.
  • Hicret edenlerin Evlerini bastılar geri kalanlarına eziyet etti, zulmetti, dışladılar. Ama onlar kadınlara, yeni doğmuş bebeklere böylesine eziyet etmemişti. Hazreti Peygamber başta olmak üzere muhacirler kızlarını, eşlerini Mekkede bırakıp ayrılmıştı. Sonra pek çoğu çoluk çocuğuyla Medinede beraber oldu, aileler birleşebildi. Onlara hicret ve sonrasında bugünkü zalimlerin yaptıkları kadar yaygın ve insafsız eziyet yapıldığını bilmiyoruz. En azından kadınlara ve bebeklere yaşlılara bugün yapılanlar yapılmamıştı. Cahiliye insanları olsa, Müşrik olsalar da onların kabilecilikten, çöl kurallarından gelen bazı ilkeleri vardı. Bugün İslam’ı istismar ederek zulmedenler hiçbir ilke ve kuralı dinlemiyorlar.
  • Bir başka benzerlik de dünkü muhacirlerin de gittikleri yerde ensarları vardı bugün göçenlerin de ensarları var. Eksiği-kusuru olsa da pek çok ülkede sizi karşılayan, ev tutmanıza, iş kurmanıza, hayata intbak etmenize yardımcı olan, evini açan insanlarımız var. Daha önce bu beldelere gelmiş, yerleşmiş insanlar cebri hicretle göçenlere Ensarlık yapıyorlar. Türkiye’deki durumu bilen bu ülkelerin yerli insanları da yardımcı olmak, imkanlar sunmak için çırpınıyor, destek oluyorlar.

Pek çok yönü itibariyle bugünkü cebri Hicret Hz. Peygamberin ve sahabenin Hicretine daha benzer, Siyere daha uygun görünüyor.

NELER YAPMALI?

  • Herşeyden önce “mucizevi birşeyler olacak ve biz ülkemize, eski durumumuza döneceğiz ve hayatımıza bıraktığımız yerden devam edeceğiz” düşüncesinden sıyrılmak lazım. Mucizevi bir şey olabilir; ama öyle olsa dahi hiçbir şey eskisi gibi olmaz. “Döneceğim” düşüncesi geldiğimiz topraklarda tutunmamızı engelliyor. Bizi eylemsiz, hareketsiz, bir şey yapamaz kılıyor. Bir iş yapmadığımız, sadece bekleyişte olduğumuz için elimizde olan kaynaklar da hızla tükeniyor ve bu durum bizde ayrı bir gerilim oluşturuyor. “Döneceğim” düşüncesinden kurtulmak lazım. “Burada tutunmam lazım!” dersek bir arayış, çaba içine girebiliriz. En azından “dönsem bile bir ayağım burada olacak, burada tutunup orada da olacağım” demeliyiz.
  • Meşgalesizlik, hedefsizlik, eylemsizlik insanı bitirip tüketen bir illettir. Küçük-büyük bir iş bulur çalışır, basit de olsa bir yerlerden başlarsak eylemsizlikten, ataletten kurtulmuş oluruz. Bu durum bize bir miktar gelir yanında yeni çevreler kazandırır, yeni kapılar açar. Ayrıca içinde bulunduğumuz anafordan çıkma fırsatı verir bir nevi terapi olur. İlk yapacağımız işin, çalışacağımız işin çok “itibarlı”, geliri yüksek olması gerekmiyor. Kebapçıda çalışmak, deliveri yapmak dahi hayata tutunmaya, adaptasyona önemli katkı sağlıyor. Girdiğimiz çevre bize farklı ve yeni imkanlar sunuyor. O nedenle atalette kalmayıp iyi-kötü, küçük-büyük bir işle meşgul olmak intibak sürecini hızlandıracaktır. Eğer kendi geçmişinize, kariyerinize uygun bir işten başlarsanız dili hallettikten sonra eski birikiminizi yeniden kullanabilrisiniz. Kariyerinize uygun bir işe alt seviyelerden dahi olsa girmek avantaj olabilir.
  • “Ben Türkiyede şöyleydim, şu imkanlarım vardı, evim şöyleydi, gelirim böyleydi” gibi kıyaslamalar sadece buralara uyum sağlamamızı geciktirir. “Eski hal muhal ya yeni hal ya izmihlal!” deyip mevcut şartlara göre kendimizi ayarlamalı, duygu ve düşüncemizi realize etmeliyiz. İyi iş veya kötü iş yoktur. Helal-haram kazanç vardır. Alınteriyle para kazanmak için yapılan her iş helal ise temizdir. Helalinden hela temizlemek bile ak-pak bir iştir. Yapılan işin ne olduğuna takılmamak lazım. Allah sonra imkan verir ve sizi çok itibarlı işlerde istihdam eder.
  • İnsanlar ağır bir travma yaşadı, psikolojik çöküntüler var. Böylesi durumlarda hem de gurbette yalnız kalmak, insanlardan toplumdan uzak durmak ve meşgalesiz durmak çok tehlikeli olabilir. Kalıcı psikolojik hasarlara neden olabilir. O nedenle gurbetteki herkes kendisine katılacağı manevi bir halka, bir cemiyet, çay muhabbeti bulmalı. Kadın-erkek, çoluk-çocuk herkesin gideceği bir yer olmalı. İmkanlarımızı birleştirip dayanışma ile problemlerimizi çözmeyi öğrenmeliyiz. Kenara çekilmek, hayattan tecrit olmak en tehlikeli şeylerden. Böyle arkadaşlar varsa mutlaka bir halkaya katmalı değilse onları sıklıkla ziyarete gitmeli. Özellikle hanımlar daha çok yalnızlık çekiyor ve kendi haline kalıyor. Ayrıca onlar daha duygusal olduklarını için olaylardan daha ağır etkilenebiliyorlar. Hanımlarla ilgilenmeki gezdirmek, bir yerelere götürmek çok önemli.
  • Bulunduğumuz yerleri, beledeleri sevelim. Eleştirel bakarak, herşeyine bir kusur bulma intibakı geciktirir, hatta imkansız kılar. Sevmediğimiz bir yerde iş yapamayız, çevre edinemeyiz. İradi Hicrete gidenlerin hemen tamamının gittikleri yerleri sevdiklerine şahit olmuştum. Ama cebri muhacirlerden Avrupa’da müreffeh, gelişmiş ülkelerde olmasına rağmen ülkeden ve insanlarından şikayet edenlere rastladım. Bunda sürülerek, kovularak çıkarılmanın hasıl ettiği travma etkili olabilir ama bunu aşabilmemiz lazım. Sevmediğiniz bir coğrafyada sevmediğiniz insanlarla yaşayamaz, derdinizi anlatamaz, oralarda hizmet edemezsiniz.
  • Türkiye’ye ve insanımıza, akrabalarımıza sitem etmek, kahretmek çözüm değil. Yarın problemler azalınca veya çözülünce biz o insanlarla yine beraber olacağız. Onlara kahretmek yerine benzer durumların böylesi hareketlerin başına tarih boyunca hep geldiğini, hakkın müdafaacısı insanların yalnız kaldığını, dışlanıp ötekileştirildiğini hatırlamak lazım. Bunu “Yolun Kaderi” ve imtihanın bir basamağı olarak görmek tahammülü artırır, sınavı geçmeyi kolaylaştırabilir.
  • Eğer Cenabı Hak sizin gibi güzel insanları dünyaya yaymak ve tüm insanlığın, coğrafyaların istifadesine sunmak istiyorsa cebri veya rızaya dayalı bu hicret süreci devam edecektir. Geri dönmek yerine burada tutunup sonraki hicret dalgalarında geleceklere ensarlık yapma misyonuna soyunmak lazım. Kanaatimce ülkedeki zorbalık durulacak, baskı azalacak ve bugün hapiste olan pek çok insan da dışarıya çıkacak. Eğer Allah sizi dünyaya yaymayı murad ediyorsa mevcut yayılma çok yetersiz, devamı gelecektir. Ümid ederizki son dönemdeki gibi ağır şartlarda olmaz. Bu dalgada gelen insanların hayata tutunup sonrakilere zemin hazırlması gerekir.
  • Buralara gelen insanların çoğunun sermayesi sınırlı. Pek çoğunun tekbaşına iş yapacak durumu yok. Ama 3-5-7 kişi iyi fizibilite edilmiş bir iş için biraraya gelebilirse, sermayelerini emeklerini birleştirebilirse daha rahat iş yapabilirler. Eğer aralarına o ülkeyi bilen yerli veya önceden gelmiş insanları da alırlarsa riski azaltıp, prosödürleri kolay aşabilirler. Ancak bizde ortaklıklar maalesef sıkıntılı olabiliyor. Türk usulü hadi yapalım deyip başlıyoruz, yazılı bir anlaşma, planlama, görev dağılımı yapmıyoruz. En kötüsü bir exit planımız olmuyor. İşleri hep kazanmaya, iyi gitmeye göre düşünüyoruz. Olumsuz ihtimalleri düşünmediğimiz için de işler sarpa sarınca cıngar çıkıyor. Oysa Kur’an bize hem de emir kipinde “borç ilişkisine girdiğinizde onu yazın” (2-282) diyor.
  • Sabretmek önemli ama aktif sabır! Bekleyerek sadece bostanlar olgunlaşıyor. Onu da fazla bekletirseniz çürüyor. Yapabildiğimiz kadarıyla hayata karışmak lazım. Boş beklemek yerine o ülkenin dilini, kültürünü öğrenmeli, ehliyetini almalı, çevre edinmeye çalışmalıyız.
  • Dil biliyorsak bizzat, bilmiyorsak yanımıza dil bilen birilerini alıp Türkiyedeki zulmü anlatmalı, mağdurların sesi-soluğu olmaya çalışmalıyız. Bu zulüm sürecinin bitmesi için insan hakları örgütlerine, yerel, ulusal, U.A kuruluşlara, kişilere gidip Türkiyede yaşananları, kendi hayat hikayemizi anlatmak en önemli işlerden birisi.

Mekke’li ilk müslümanlar elbette memleket hasreti çektiler ama Mekke fethedildikten sonra da başta Hazreti Peygamber olmak üzere Mekke’ye dönmek yerine Medine’de yaşamaya devam ettiler. Bizlerde yarın tatile, gezmeye ülkelerimize gitsek bile buralarda kalmayı düşünmeliyiz. En azından her iki tarafta ayağımız olacak şekilde düşüncelerimizi revize etmeliyiz. Türkiye dışında dünyada çok güzel ülkeler, coğrafyalar var. Hizmet götürülecek, kabiliyeti istidadı müsait çok insanlar var ve biz bunların pek azına ulaşabilmişiz.

Türkiye’de yaşananlar ve oradaki arkadaşlarımızın çektikleri gurbette olanların en büyük derdi ve hüznü. Sabah akşam onlarla yatıp kalkıp onlara dua ediyoruz. Ama onlara daha iyi yardımcı olabilmek için de buralarda tutunmaya ihtiyacımız var. Türkiyede bazıları yurt dışına çıkanların rahat olduğunu düşünüyor olabilir. Buralardaki insanlar Türkiye’deki kardeşlerinin derdiyle oturup kalkıyor. Hatta yaşama tutunamamanın en önemli engellerinden birisi de Türkiye’yi düşünmek! İnsanlar bundan sıyrılamıyor, hayata intibak edemiyor.

Allah bize cebri bir hicret kapısı açtı. Bunu Cenabı Hakkın bir ikramı, imtihanı kabul ederek aşmaya çalışırsak hakkıyla Hicret sevabı kazanabiliriz. Ama şikayetler, sızlanmalar, suçlamalar bizi zulme maruz kalma yanında Hicret sevabından mahrum edebilir. Hazmedip bulunduğumuz yerlerde tutunabilirsek bu zoraki sürgünü hayatımızda yeni bir başlangıca, taze ve yeni dallara vesile olacak bir sürgüne çevirebiliriz.

periscope yayınının linki:  https://www.periscope.tv/mahmutakpinar1/1ypKdXlYyZnKW

https://mahmutakpinar.wordpress.com/